Oduncunun karısı ve çağdaş dünya


Karısı kendisine eziyet eden bir oduncu varmış. Adam bu duruma sabreder, odun toplamak için çalılıkların peşine düşermiş. Son odunu kesince yanına bir aslan gelir, sırtını eğer; oduncu da odunları aslanın sırtına yükleyip evine dönermiş. Günlerden bir gün, oduncunun karısı ölmüş, adam da nihayet eziyetten kurtulmuş. Fakat odun toplamaya gittiği vakit bir daha aslanı göremez olmuş. Aramaya başlayınca gökten bir melek inip demiş ki, ‘Karından gördüğün eziyete karşılık aslanın yardımını vermiştik, şimdi karın öldü. Artık aslan yok.

Evet, hayatta neyin neye tekabül ettiğini bilemeyiz. Hangi külfetlerin, hangi nimetleri getirdiğini anlamayabiliriz. Ancak bilmemiz ve anlamamız gereken bir şey varsa o da toplumda önemli yerleri olan müesseseleri ayakta tutmak için bazı olumsuzluklara göğüs germek, sabır göstermek gerekir. Bu müesseselerin küçük çatısı aile, büyük çatısı devlettir. Bakmayın birinin küçük birinin büyük göründüğüne, aslında ikisi birbirine bağlı yapılardır bunlar. Birinin yokluğu, diğerinin de var olmasını imkânsızlaştırır.

Kendisi dışında hiçbir otoriteyi, topluluğu, birlikteliği, beraber hareket etmeleri kabul etmeyen bir yapı olan seküler dünya, ailenin düşmanı olduğunu gizlese de geliştirdiği hayat tarzıyla bunu ele vermektedir. “İyi çocuk yetiştirmek ve annelik yapmak iyi bir fabrika kurmaktan daha kıymetlidir. Anneliği bu yüzden en önemli meslek olarak görmek gerekiyor. Ev hanımlığını küçültmek psikolojik olarak yapılan bir savaş tekniğidir.” Nevzat Tarhan’ın bu tespitinden sonra çağdaş dünyanın neden aileyi hedef aldığını daha iyi anlıyoruz. Kadının özgürlük duyguları kışkırtılarak, erkeğin toplumdaki itibarı çürütülmüş ve aile büyük zarar görmüştür. Bu ise sürekli soğuğundan psikolojik olanına kadar savaşlar çıkarma peşinde koşan, çeşitli mikroplar üreterek hastalıklar meydana getiren, nükleer, teknolojik silahlarla ve aşı gibi, çeşitli ilaçlar gibi geliştirdiği yöntemlerle insanlara saldıran modern dünyanın değirmenine su taşımaktadır. Çünkü sistemi onlar kurmakta, düzeni (daha doğrusu düzensizliği) onlar oluşturmaktadır.

Bundan kurtulmanın çaresi ise insanlık değerlerimize geri dönmektir. Peki, bunlar nedir? Birincisi cahiliyeyi asr-ı saadete çeviren ilahi mesaja kulak vermek, ikincisi tarihi birikimlerden yararlanmaktır. Ahmet Hamdi Tanpınar, “En büyük meselemiz budur, mazi ile nerede ve nasıl bağlanacağız, hepimiz bir şuur ve benlik buhranının çocuklarıyız, hepimiz, Hamlet ’ten daha keskin ‘olmak veya olmamak’ davası içinde yaşıyoruz.” İşte bizim çıkmazımız da buradadır, çaremiz de. Bu bağı kurmak, bu yolu yeniden açmak ve bu yola revan olmak zorundayız.

Kişisel çabamızı geliştirmek için, çağın kışkırtmalarından beri durmamız gerekiyor. Yazımızın başında yer alan küçük hikâyede olduğu gibi büyük yapıları ayakta tutmak için karşılaştığımız kaprislere karşı sabır göstermeliyiz en azından. Bugün en ufak sebeplerden yuvalar yıkılıyor, aileler dağılıyor ve geleceğimiz olan çocuklar ziyan oluyor. Bunun olmaması için de ninelerimize, dedelerimize biraz kulak vermemiz gerekiyor sanırım. Kırk yıllık, elli yıllık evlilikleri ayakta tutmuş olan bu insanların elbette bize söyleyecekleri bir şeyler vardır ve günün kafasıyla yazılmış kişisel gelişim kitaplarından daha değerlidir, zira yaşanmışlık kadar değerli bir şey yoktur. Yaşanmışlıklar direkt hayattan alır gücünü. Bu yüzden insanlığına kıdem almışlara ve insanı insandan daha iyi bilen yaratıcıya kulak vermek gerekiyor.

Aslanın bile hizmet ettiği insanlığımızı yeniden kazanmamız gerekiyor artık. Sabrımızı, metanetimizi, haksızlığa karşı durma irademizi, onursuzluğa düşmeme ferasetimizi yeniden bulmamız lazım. Anne baba ilişkisini güçlendirerek, çocuk ebeveyn bağını sağlamlaştırmanın yolunu inşa etmemiz elzemdir. Çünkü çocuklarımız geleceğimizin teminatlarıdır. Onlarla çıkacağız, bugün bizi bu hale getirenlerin ve daha beter etmek için çalışanların karşısına. Onlarla var olacağız, bizi yok etmek isteyenlere inat. Anneyi babayı arzularının esiri olmaktan kurtarım, sosyal medyadan, sanal âlemden ve hayali bir dünyanın peşinden koşmaktan vazgeçirelim. Ekranlarda gördüğümüz hayâsız hayatların objesi olmuş kadınlarımızı ve erkeklerimizi gördükçe yenilgi hissimiz güçlense de bu savaşın daha bitmediğini, yapılacak çok daha güçlü gayretlerin bizim irademize bağlı olduğunu bilelim.

Ruhumuzun potansiyelini güçlendirmek için inancımızı, sevgimizi, cesaretimizi, kararlılığımızı, adaletimizi bir potada eritip ezeli ebede bağlayacak köprüyü inşa edelim. Unutmayalım ki insanlığı iyilik kurtaracaktır. Kötülerin dünyasında çoluğun çocuğun üzerine bomba yağdırılıyorsa, şehirler harap edilip, hastaneler vuruluyorsa bu böyledir.

Sevgiyle kalın.



Source link

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*