TARİH

Kanun-i Esasi: Bir Anayasa Denemesi

Osmanlı Devleti’nin insan iradesi ile yapılan ilk anayasası olma özelliğini taşıyan Kanun-i Esasi, aynı zamanda son anayasa olması bakımından da önem taşımaktadır. Genç Osmanlılar grubunun önderliğini yapan Namık Kemal ve arkadaşları, devletin gidişatına engel olabilmek adına monarşi sisteminden parlamenter sisteme geçiş yapılması gerektiği konusunda ısrar ettiler. Böylece halk eşitliğe kavuşacak ve kendini temsil etme hakkı elde etmiş olacaktı.

Zor Bir Dönemde Gelen Zor Kararlar

II. Abdülhamit, 1876’da tahta geçtiğinden devlet buhranlı günler yaşamaktaydı. Sadrazam Mehmet Rüştü Paşa istifa ettikten sonra yerine getirilen Mithat Paşa, devleti Avrupa’nın eşitlikçi ve halkın kendi seçtiği temsilciler ile idare ettiği bir hayatı istemekteydi. Parlamenter sistem için çalışma yürüten Mithat Paşa, 1876 Aralık ayında başarılı oldu ve padişahın da onayıyla Kanun-i Esasi ilan edildi. 28 kişilik bir topluluk tarafından hazırlanan anayasa metni 12 bölüm ve 121 maddeden oluşmaktaydı.

Kanun-i Esasi her ne kadar Avrupa metinleri temel alınarak hazırlansa da padişahın otoritesinden uzaklaşılamamıştı. Bu günümüz meclis anlayışına ters düşmekteydi. Ayrıca Kuran-ı Kerim hükümlerinin mahkemelerde geçerli olduğunu belirten maddeler, bazı çevrelerin rahatsız olmasına neden olsa da 1877 yılında ülke çapında seçimler başarılı bir şekilde yapılmış ve 19 Mart 1877’de Meclis-i Umumi, göreve başlamıştır. Dolmabahçe Muayede Salonu’nda ilk toplantısını yapan meclis, 69 Müslüman ve 46 Gayrimüslim vekilden oluşmaktaydı.

Kanun-i Esasi ilan edilmiş, meclis görevine başlamıştı ki tarihte ’93 Harbi’ olarak bilinen ve Nisan 1877’de Rusya ile Osmanlı arasında başlayan savaş, planları altüst etmeye yetti. Bir yıl süreyle geçici olarak askıya alınan anayasa ve meclis, harbin kaybedilmesinin ardından yalnızca isimlerinin kaldığı bir dönemden geçmek zorunda kaldı. 1878’de süresiz olarak tatil edilen ‘Ayan Meclisi’ bir daha toplanamamıştır. 1908’e kadar yasaklarla geçilen bir dönem olsa da vekillere maaşları ödenmeye devam etmiştir.

Savaş Döneminde Faydası Görülemedi

Kanun-i Esasi, genel yapısı itibariyle geleneksel Osmanlı yönetiminin gölgesi altında kalmıştır. Bununla beraber monarşi yönetiminin sona erdiğini göstermesi bakımından da önem arz etmektedir. Padişah kendisi ile beraber bir meclisin varlını kabul etmiş ve meclisi yasaklama yoluna da gitmemiştir. Devletin dilinin Türkçe olduğu belirtilmiş, din olarak İslam’ın tercih edildiği bildirilmiştir. Yeni kanun ile yasama yetkisi Ayan ve Mebusan Meclislerine bırakılmış ve hükümet kurma yetkileri de kendilerine tanınmıştır.

1908 yılına kadar uygulanamayan anayasa, Harekât Ordusu’nun çıkan olayları bastırıp padişahı tahttan indirdikten sonra yenden yürürlüğe konmuştur. 1909 yılında yapılan değişiklikler kabul edilmiş ve padişaha ‘sadakat yemini etme’ zorunluluğu getirilmiştir. Bu tarihten sonra sık sık değişikliğe gidilen Kanun-i Esasi, Kurtuluş Mücadelesi’nden sonra kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce 20 Ocak 1921 tarihinde yapılan Teşkilat esasları ile kullanılmaya devam etse de 1924 yılında yapılan anayasa ile tamamen ortadan kaldırılmıştır.

Bir önceki yazımız olan Tanzimat Fermanı: Devleti Ayakta Tutma Çabaları başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı