Küresel ekonomide; “Kaya” ile “Sert Zemin” arasında kalmak..


2008 Krizi ile mücadele sürecinde başvurulan Yüksek Dozlu Reflesyonist (Serbestleştirici) Politikalar ile dünya piyasalarına “pompalanan” Amerikan doları miktarı olağanüstü artmış; “bol ve ucuz dolar” ile tüm dengeler altüst edilmişti. Aralarında Türkiye’ nin de bulunduğu ülkelerde, ulusal paraları ile borçlanma faizinin altında ve erişimi kolay dolar girdabına kapılmayan ekonomik aktör bulmak neredeyse imkansız duruma gelmişti. FED’ in, 1913 senesinden başlayarak yüz senede “bastığı” dolar kadarını, sadece birbuçuk yılda ikiye katladığını; icat edilen Q.E.(Quantitative Easing-Parasal Genişleme) mekanizması ile bütçesinin triyonlarca dolara ulaştığını hatırlatmalıyız. İşte bu ortamda, mesela, ülkemizdeki dolar cinsinden özel sektör borçlarının rekor düzeylere ulaşması ve günümüze dek taşınması benzeri gelişmelerin önü açılmıştır. İlaveten, Amerika’ nın, “ Dolar, anavatanına dönüyor! “ sloganı arkasına perdelenen, klasik Doldur-Boşalt Operasyonu henüz sonuçlanmadan patlayan Pandemi süreci, yeniden ve yeni reflesyonist açılımları çağırmış; değişik formülasyonlar ile bireylere; sektörlere “ cansuyu “ sağlanmaya çalışılmıştır.

Gelinen nokta, “ Çok Para; Yok Para! “ veciz ifademizi yeniden doğrulayan, “sürekli olarak, daha çok paranın, daha değersiz hale geldiği” ve insaf dışı koşulların dayatıldığı bunaltıcı Enflasyon İklimi’dir.

Bu para bolluğu’ nda, dünyanın en gelişmiş ekonomilerinin onlarca yıl sonra yeniden Enflasyon tehdit ve açmazı ile karşı karşıya kalmaları, deyim yerinde ise; “vaka-ı adiye” den sayılmalıdır. Sıradışı ve eğer gerekiyorsa şaşırılacak olan ise; gelişmiş ülkelerin başta olmak üzere, ekonomi yönetimlerinin bu duruma vaziyet etmedeki gecikme ve hatta aymaz tutum ile duruşlarıdır. Belki de, tanınmış finansçı Muhammed El-Arian’ ın; “FED’i direksiyon başında (aylar boyu) uyumuş olmakla” suçlamaya yönelten ana dinamik, burada aranmalıdır. “Beraber ve zamanında hareket etme hasleti” nin çoktan yitirilmiş olduğu Avrupa Birliği için durum daha ümitsiz görülüyor. Üstelik, Avrupa Merkez Bankası’nın emanet edildiği C. Lagarde ‘in, artık makyajlanamayan yetkinlik düzeyi gözönüne alındığında, Avrupa parasal bölgesi için değerlendirmelerin daha karamsar sulara sürüklendiğini belirtmeliyiz. Nitekim, seneler sonra ilk kez faiz arttırımı silahına başvuran Avrupa Merkez Bankası’nın bu sürece devamında karşısına adeta yeni bir Berlin Duvarı olarak nitelendirilebilecek Resesyon Perdesi açılmaktadır.

Bugünün Avrupası’nda, benzemezlik oranı yüksek ekonomilerin senkronizasyon içinde ilerleme kaydetmesi işinde aranılan “merkez bankacılığı ehliyet ve dirayeti” ne dair yeterli delilleri, maalesef görmek zorlaşmıştır. Resesyon tehditi karşısında, faiz aracı için “ Gaz-Fren Yaklaşımı” nı ustalıkla uygulama yeteneğinin “ mumla arandığı” bir Avrupa’dan söz ediyoruz. Keza, istihdam gücü başta olmak üzere, sıkılaştırıcı faiz politikaları karşısında “yüksek bir derinlik ve suplekse” sahip ABD ekonomisinin gücü, Avrupa özelinde mevcut değildir. Stagflasyonun kıyısındaki Avrupa, bir ve beraber hareket etmekten doğan Sinerji Gücü’ nü, enflasyon cephesinde de çoktan kaybetmiş gözükmektedir. Bu tablo, en büyük dış ticaret partnerimiz olması hasebiyle, bizim ekonomimizi doğrudan etkileme gücüne sahiptir ve ihracat kulvarında bazı öncü işaretler, daha şimdiden ortaya çıkmıştır.

Bu sene yayınlanan dördüncü raporlarında, Dünya Bankası’ nın Adil Büyümeden Sorumlu Birimi, tam da değindiğimiz hususlara vurgu yapmaktadır. “ Küresel Resesyon’ un Eli Kulağında mı? “ söyleminde tercüme edilebilecek kırkdokuz sayfalık politika notunda; 1970’ lerden sonra yaşanılan küresel resesyon dönemleri analiz edilerek, öngörülere ulaşılmaya çalışılıyor.(*) Özellikle, 1982 küresel resesyonunu takipeden dünyadaki kırkı aşkın “borç krizleri” ne vurgu yapıldığına işaret etmeliyiz. Esas öne çıkan yorum, tam da bizim ifade edegeldiğimiz noktaya parmak basıyor ve “enflasyonla mücadele için sürekli ve adeta senkronize faiz arttırımında” bulunan onlarca merkez bankasının, bu politikaları ile resesyon(lar)a mı yol verdikleri yaman çelişkisi sorgulanıyor.

“Her tercih, bir vazgeçiştir!”; doğrudur, ama herhalde, ekonomi yönetimlerinden beklenen; şu andaki, iki tane istenmeyen(enflasyon/resesyon) arasında kalınma sıkıntı ve darboğazını aşacak feraset ile ustalıklı politikaların, biran önce devreye alınmasından ibarettir.

(*) “Is a Global Recession Imminent?”, J.D. Guenette, M.A. Köse, N. Sugawara, EFI Policy Note 4, World Bank Group, September 2022.





Source link

Leave a Reply

Your email address will not be published.

casino siteleri casino siteleri bonus veren casino siteleri slot siteleri başakşehir escort bursa escort ankara escort escort bursa izmit escort istanbul escort şişli escort maslak escort ataşehir escort merter escort taksim escort bayan escort üsküdar tuzla escort